Dünyanın gözü kulağı faiz kararında: Yeni ekonomik politikanın perde arkası… Dövizde neler yaşanacak

Fikret Artan

Gece saat 01’i geçiyor ve masamda 2 yıl önce tanesi 1 lirayken bugün 5 lira olan bir çikolatalı gofret ile 2 yıl önce litresi 7 lira iken, %34’lük asgari ücret artışı sonrası 35 lirayı bulan bir bardak pastörize süt, karşımdaki bilgisayar ekranımda TÜİK’in TÜFE Endeksleri ile Merkez Bankasının son 27 aylık dönemde %8,5’e indirilmiş Politika Faizlerinin alındığı Para Politikası Kurulu (PPK) Kararları…

DÜNYANIN GÖZÜ KULAĞI FAİZ KARARINDA

Evet, gerçekten özellikle son 1 haftadır gerek yurt içi ekonomi kesimleri, gerekse uluslararası finans kurumları Merkez Bankası PPK toplantısında bugün alınacak Politika Faizi kararına kilitlenmiş durumda.

Hatta öyle ki, iş dünyasıyla ilgili veya ilgisiz tanıdıklarım, alınacak Faiz kararının radikal bir şekilde yüksek olup olmayacağını ve bunun Döviz Kuru, Borsa veya Altın gibi diğer yatırım araçlarını önemli ölçüde etkileyip etkilemeyeceğini, ekonomi politikasının değişip değişmeyeceğini merakla ve yoğunlukla sordular.

Dış kaynaklı ilgilinin sebebinin Küresel Sermayenin “yolunacak yeni kaz arama” ve mutemet adamlarının neler yapacağını test edecek olmaları şeklinde değerlendirirken, içeriden kaynaklı endişelerin daha çok 1,5 yıl önce manipülatif şekilde 18 liraya çıkartılan Dolar Kurunun, algı amaçlı olarak 13 liraya kadar geriletilmesinin hafızalarda yer alan travmatik etkileri olduğunu düşünüyorum.

EKONOMİNİN KURALLARINA AYKIRI

Değerli okuyucular “Nas” konusunda hiç zaman harcamadan, öncelikle belirtmem gerekir ki ekonomi eğitimi almış herkes, çok basit bir ifadeyle söyleyebilirim ki, Fiyatın bir Mal veya Hizmetin karşılığı olduğu gibi, Faizin de borç alınan paranın karşılığı olduğunu bilir.

Benzer şekilde Döviz Kurları da yabancı paranın milli para ile karşılığıdır. Burada asıl olan Fiyatın, Faizin ve Kurların ekonominin kurallarına aykırı şekilde belirlenmemesidir. Zorlama veya müdahale ile olduğu takdirde eninde sonunda gerçek değerlerine mutlaka gelecektir.

Bundan 36 yıl önce Devlet Planlama Teşkilatının yazılı sınavını aştıktan sonra katıldığım mülakatta sorulan en önemli soru olan Reel Faiz ve Yatırım konusunda verdiğim cevabı bugün gibi hatırlıyorum. Dünyanın neresine gidersek gidelim, hangi ekonomisini incelersek inceleyelim Enflasyonun üzerinde bir Faiz olmadıkça, tasarrufları ve yatırımları özendirmek mümkün değildir.

5 Mayısta açıklanan enflasyon oranına baktığımızda, kağıt üzerinde de olsa, Yıl Sonu TÜFE’nin %39,59 olduğunu biliyoruz. Merkez Bankasının uyguladığı Faizin ise neredeyse bunun 5’te biri olduğunu da görüyoruz.

ABD’NİN YOLU İZLENMEDİ

Bundan 27 ay önce bu gerçek kabul edilip kademeli olarak, ABD ve gelişmiş ekonomilerin yaptığı gibi bir yol izlenseydi, bugün enflasyon ile faiz oranı arasında makasın açılmayacağı, bu kadar yüksek bir fark olmayacağı gibi, fiyat artışları ile mücadele de bu kadar uzun ve zorlu olmazdı.

Yine, ekonomiye ilişkin alınan kararlarda bu kadar zigzag ve çelişkiler olmasaydı, bugün radikal bir karar ile alınması beklenen bu kadar yüksek bir faiz oranı söz konusu olmayacaktı.

NEOLİBERAL SERMAYEDEN FAİZ TAHMİNLERİ

Neo Liberalizmin Küresel Sermaye Devlerinden Deutsche Bank %20, JP Morgan ve Bank of America %25 ve Goldman Sachs %40 düzeyinde Faiz beklerken, her nedense aklıma “Akbabalar” yanında, Hazine ve Maliye Bakanının Şeffaflık, Tutarlılık ve Öngörülebilirlik ifadeleri geldi.

İç ve dış piyasalarda, hatta sıradan vatandaşlar arasında “Faiz Toto” oynanırken, bu ifadelerin çok kısa sürede anlamlarını kaybetmesi, ekonomi yönetimine ve politikalarına olan güvenilirliğin yerlerde sürünmesine yol açacağını beklemek yanlış olmayacaktır.

Kaldı ki, daha çok yakın zamanda sözde Yeni Ekonomi Programı uygulayacağını ve Faizden asla taviz vermeyeceğini söyleyen Cumhurbaşkanı, Politika Faizi konusunda Hazine ve Maliye Bakanı ile TCMB’nin yeni Başkanının kararlarını kabullendiğini açıklaması, bugünkü Faiz kararının artış yönünde olacağı beklentisini de zirveye çıkarmış durumda…

MUHTEMEL FAİZ ARTIŞI NE KADAR

Konunun özüne gelecek olursak, bugün Merkez Bankası Para Politikası Kurulunun Uluslararası Kuruluşlara Şeffaflık ilkesinin ihlal edilerek, kapalı kapılar ardında artış sözü verme ihtimalini de göz önüne alarak, Politika Faizinin %15-20 arasında bir oranda belirlenmesinin kuvvetle muhtemel olduğunu söylemek mümkün görünüyor.

Bu noktada ister istemez 27 aydır 2 Bakan ve 2 Merkez Bankası başkanı yiyen “Nas Politikası” insanın aklına köyden kasabaya giderken “bedeli karşılığında” sırayla ata veya at arabasına binen veya sahip olan Ağa ve Marabasının durumunu akla getiriyor ki, fazla uzatmamak için bilmeyenlerin bilenlere sorması veya hatırlayamayanların hikayeyi internetten okumasını tavsiye ederim.

DÖVİZ SANILDIĞI GİBİ DÜŞMEYECEK

Politika Faizinin çok yüksek oranlı artış yerine, kademeli olarak belirlenmesine karar verilmesi durumunda, Faiz oranı %12-15 aralığında olabilecektir ki bu durumda Döviz Kurlarında yüksek oranlı bir düşme beklentisinin karşılık bulmayacağını, mesela Dolar Kurunun 20 TL’nin altına düşmesinin söz konusu olmayacağını söylemek isterim.

YATIRIM-İSTİHDAM EKSENİ TERK EDİLECEK

Ancak, Makro Ekonomi Politikalarının evrilmesi açısından baktığımızda durum oldukça vahimdir. Şöyle 2003-2021 döneminde çok yanlış bir şekilde tercih edilen Düşük Kur-Yüksek Faiz-Dış Borçlanma ve İthalata Bağımlı Büyüme Politikasının sebep olduğu yüksek oranlı işsizlik ve milli sanayimizin komaya girmesinin unutularak, tekrar aynı yanlış yola girilmesi, son 2 yıldır dillendirilen Yatırım-Üretim-İhracat ve İstihdam ana ekseninin terk edileceği gerçeğini de ortaya koymaktadır.

Benzer şekilde Hazine ve Maliye Bakanının Ortodoks Politikalar uygulanacağı yönündeki demeçlerinin, Asgari Ücrete Yapılan %34’lük artış ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanının en düşük memur maaşlarında %108’lik artış ile 22 bin TL düzeyine çıkartılacağı ve yine Cumhurbaşkanının Emekli Maaşlarında ortalama %30-40 düzeyinde yüksek oranlı artışlar olacağını ima etmesi, inandırıcılığı ve tutarlılığı ortadan kaldırdığı gibi, enflasyon ve hayat pahalılığı ile ciddi bir mücadelenin olmayacağını da göstermektedir.

MÜCADELE LAFTA KALDI

Bütün bu gelişme ve tahminler ortaya koymaktadır ki, geçtiğimiz 2 yılda yaşanılan Döviz Kuru Artışı-Ücret Artışı-Maliyet ve Fiyat Artışı Kısır Döngüsünün, Finansman giderlerinin toplam Maliyetler içindeki payına bağlı olarak, Faiz-Maliyet-Enflasyon sarmalı şekline evrilerek sürecek ve Hayat Pahalılığı ile mücadele sadece lafta kalacaktır.

İş bununla da kalmayacak, son 2 çeyrekte gerçekleşen vasat da olsa büyüme trendi tersine dönecek ve ekonomi Resesyon (durgunluk) ve hatta “enflasyon içinde durgunluk olan” Stagflasyon ile karşı karşıya kalabilecektir.

BAE ZİYARETİ YANLIŞ

Bu arada Merkez Bankasının acemi Başkanının ilk Para Politikası Toplantısında alınacak önemli bir karar arifesinde, CB Yardımcısı ile Hazine ve Maliye Bakanının kendisini yalnız bırakarak BAE’ye gitmelerinin yanlış olduğunu ifade etmek isterim.

Son olarak diyebilirim ki, AKP Genel Başkanının dünkü Grup toplantısında “CB Yardımcısı, Hazine ve Maliye Bakanı ve Merkez Bankası arasında koordinasyonu sağlayıp güçlü, uyumlu ve yetkin bir ekip kurduk” ifadelerini etkinliğin bir şahısla değil, kurumsal bir faaliyetle olabileceğini vurgulamak yanında, koordinasyonla görevli şahsın ekonomi eğitimi olmadığı gibi, uzman olarak çalıştığı kurumda da makro ekonomi alanında hiçbir tecrübesi ve yetkinliğinin olmadığını en iyi bilenlerdenim.

HER DPT ÇALIŞANI UZMAN DEĞİL

Sayın Cumhurbaşkanının, Lütfi Elvan başarısız örneğinde olduğu gibi, geçmişte DPT’de her çalışanı makro ekonomiden anlayan bir Uzman zannetmesi, vatandaşlarımızın her sakallıyı hoca zannetmesinden bir farkı bulunmamaktadır.

Konuyu biraz mizahla karışık bitirecek olursak, eskiden Sovyetler Birliği döneminde Kolhoz Yöneticisini Yardımcısı, Yardımcısını Mühendis, Mühendisi İşçi vb. şekilde gizlice kontrol ederken, bugün ülkemizde Cumhurbaşkanı Yardımcısını, Yardımcısı Hazine ve Maliye Bakanını, Bakan BDDK Başkanını, BDDK Başkanı da sanki Merkez Bankası Başkanını kontrol ediyor gibi görünüyorlar.

Böyle bir durumda ne uluslararası yatırımcılar, ne yurtiçindeki ekonomik aktörler, ne de vatandaşlar yönetime güven duymazlar ki, güvensizlik ekonomi politikalarını başarıyla uygulamanın önündeki en önemli davranışsal engellerden biridir.

FİKRET ARTAN KİMDİR

İ.Ü. İktisat Fak. mezunu olup, ABD Kolorado Üniv. Ekonomi Enstitüsünde Kalkınma Ekonomisi Sertifikası, ABD Kaliforniya Üniv. Uluslararası Tic. ve Finansman Yüksek Lisans eğitimi aldı. 1986-2000 yıllarında DPT-Yıllık Ekonomik Programlar bölümünde Planlama Uzmanı, 1997-1998 yıllarında Başbakanlık Ekonomi Müşaviri, 2000-2001döneminde Dış Tic. Müsteşar Yardımcılığı ve 2001-2004 yıllarında T.C. Vaşington Büyükelçiliği Ticaret Başmüşavirliği Diplomatik görevlerinde bulunmuş, 2018 yılından beri Ekonomi Bakanlığı Müşavirliğinden Emekli Bürokrattır.

KİT’ler, Özelleştirme, Makro Ekonomik Dengeler, Ekonomik Krizler ve Dış Ticaret alanında çalışmaları bulunmaktadır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir