En hızlı büyüyen sektör de eğitim, en zorda olan da!..

MEB’e bağlı özel öğretim kurumları son 10 yılda üç kat büyüdü. Öğrenci oranı yüzde 3’ten yüzde 9’a yükseldi. 

Üniversitelerde de durum farklı değil. 

Üniversite ve öğrenci sayısı hemen her yıl yeni rekorlar kırıyor. 

Öğrenim ücretleri son  

10 yılda 10’a katlananlar var. 

Sınav harçlarındaki artış ise inanılmaz boyutlarda. 

Başvuru ücretleri geçen yıla göre yüzde 156 oranında artarak 345 liradan 885 liraya yükseldi. 

Kolej, dershane ve özel ders ücretlerindeki artış oranlarına bakıldığında yüzde 100 sınırını aşanların sayısı bir hayli fazla… 

“Böylesi bir ortamda özel öğretim kurumları nasıl zorda olabilirler ki!” diyenleriniz eminim ki çok çıkacaktır… 

Özel öğretim kurumları içerisinde bir eli yağda, bir eli balda olanlar gibi günü zor kurtaranlar da var. 

En popüler olanların bile şube kapatma noktasına geldiği bir dönemden geçiyoruz. 

Veliler gibi okul sahipleri de “Artan masrafları ve vergi yükünü kaldırmamız artık mümkün değil” diyorlar. 

Peki o zaman bu sistemin kazananı kim ve daha da önemlisi tüm paydaşlar böylesine zor durumdaysa, nasıl oluyor da sektör sürekli büyüyor?.. 

Cevabı çok zor bir soru ve kişiden kişiye, kurumdan kuruma anlatılanlar çok farkı. 

Ortak noktaları ise çok azı dışında çoğunun mutsuz olması! 

Veliler artan ücretleri karşılayamıyor, öğretmenler asgari ücret düzeyine inen maaşlarının yetmediğinden şikâyetçi, okul sahipleri giderlerin sürekli arttığı ve bunun altından kalkmanın artık mümkün olmadığı konusunda ısrarcı, öğrenciler eğitimin kalitesinden memnun değil, diğer tedarikçiler aldıkları ücretin hizmet kalitesini iyileştirmeyeceğini tam aksine düşüreceğini söylüyor, ilgili kurumlar ise hiç kimseye yaranamadıkları için üç maymunu oynamaya devam ediyorlar. 

Peki, bu nereye kadar böyle devam eder? 

Görünen o ki atılan her adım ters teptiği için “Kapanan kapanır, açıkta kalanlarla yola devam ederiz” mantığıyla yola devam edilecek. 

Veli, öğrenci ve öğretmenlerin bu konudaki canhıraş haykırışları ise duymazdan gelinecek… 

Üniversite başvuruları 

Üniversite başvuruları dün başladı. 

Başvurular 26 Şubat’ta sona erecek. Sınavlar 8-9 Haziran’da yapılacak. 

Başvuru ücretlerindeki artış, şaşırtıcı boyutlarda. Geçen yıl 345 lira olan sınav ücreti bu yıl 885 liraya yükseldi! 

Peki, buna rağmen başvurularda bu yıl da yeni bir rekor kırılır mı?  

Muhtemelen evet. 

“Eğitimde yaşanan facialar”dan biri olarak görülen 60 aylıkların da bu yıl sınava giriyor olmaları nedeniyle, göreceli olarak bir artış söz konusu olabilir ama kalıcı olması mümkün değil. 

Neden mi? 

Gelin bir durum tespiti yapalım: 

■ Geçen yıl başvuruda bulunan 3.5 milyon adaydan 500 bini sınava dahi girmedi. 

■ On binlerce öğrenci sınavı kazandığı halde kaydını yaptırmadı. 

■ 100 binden fazla aday sıfır çekti! 

■ Son beş yılda üniversiteyi bırakanların sayısı ise 2 milyonu aştı. 

■ Ortaokul, lise mezunu mavi yakalıların maaşı, üniversite mezunu beyaz yakalıların maaşını geride bıraktı. 

■ İşsizlik sıralamasının en tepesinde uzun yıllardır üniversite mezunları var. 

■ Üniversite diploması, her kapıyı açan altın anahtar olma özelliğini çoktan kaybetti! 

Bütün bu gelişmeler, başvuru oranları artıyor gibi gözükse de gençlerimizi eğitimden soğuttu. 

Bu yıl belki bu konuda bazı iyileştirmeler yapılır diye bekledik ama nafile. 

Görünen o ki sınav bataklığında debelenmeye bu yılda devam edeceğiz! YÖK ve ÖSYM’nin adayların yüzde 15, 20’sini sevindirirken diğerlerini değersizleştirmesinden hiç rahatsızlık duymayacağız!.. 

Yeni sınav maratonu tüm adaylara ve özellikle ebeveynlere hayırlı olsun. Çocukları kadar onlar da stresli ve bir o kadar da masraflı, yorucu bir dönemden geçiyor. Kendilerine sonsuz sabır diliyoruz. 

Özetin özeti: Türkiye Yüzyılı’nın yolu eğitimden, bilimden geçiyor. Bunu asla unutmayalım… 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

xxx