**
Yapılan ulusal bir araştırma, Y kuşağı annelerinin, diğer nesillere kıyasla üç kat daha fazla stres ve zihinsel yorgunluk yaşadığını ortaya koydu. Kariyer baskısı ile ev içindeki dengesiz yük arasında sıkışıp kalan anneler, yılda yaklaşık 20 iş gününü yalnızca aile bireylerine görevlerini hatırlatarak geçiriyor.
Dünya genelinde toplumsal roller değişse de, aile hayatının yönetimi ve ev içindeki organizasyon sorumluluğu büyük ölçüde kadınların omuzlarında kalmaya devam ediyor. 1981-1996 yılları arasında doğan Y kuşağı anneleri, tarihin en yüksek tükenmişlik oranlarıyla karşı karşıya. Talker Research tarafından yapılan bir çalışmada, bu neslin yalnızca fiziksel olarak değil, aynı zamanda görünmeyen bir “zihinsel yük” altında da ezildiği gözler önüne serildi.
Y kuşağı annelerinin %19’u, evdeki adaletsiz iş bölümünden dolayı partnerlerine ve genel sisteme karşı öfke besliyor. Bu oran, bir önceki nesil olan Baby Boomer annelerine göre üç kat daha fazla. Araştırmanın dikkat çeken bulgularından biri, “görünmez emek” olarak adlandırılan planlama ve organizasyon süreçlerinin neden olduğu zaman kaybı. Özellikle küçük çocuk sahibi anneler, aile üyelerine yapmaları gereken görevleri hatırlatmak için her yıl yaklaşık 20 tam iş günü harcıyor. Bu da annenin yalnızca işin yapılmasını sağlamakla kalmayıp, aynı zamanda işin yapılmadığını kontrol etmesi gerektiği anlamına geliyor. Uzmanlar, bu durumun annelerin kariyerlerinde ilerlemelerini yavaşlattığını ve iş dünyasında cinsiyetler arası ekonomik dengesizliği artırdığını vurguluyor.
Evdeki işlerin sorunsuz bir şekilde ilerlemesi durumunda bile, annelerin %40’ı hiçbir takdir görmediklerini ifade ederek sistemin “teşekkürsüz” yapısına dikkat çekiyor. Psikologlar, Y kuşağı annelerinin yaşadığı bu derin engellenmenin ardında, yetiştirilme tarzları ile hayatın gerçekleri arasındaki büyük farkın yattığını belirtiyor. 90’lı yılların “kadın güçlenmesi” ve “cam tavanı kırma” idealleriyle büyüyen, yüksek eğitimli ve ekonomik bağımsızlığa önem veren bu kuşak, anne olduklarında profesyonel kariyer ile geleneksel ev işleri arasında sıkışıp kalıyor. Dr. Jolie Silva, bu kadınların kurumsal başarıya odaklanırken anneliğin getirdiği büyük zihinsel yükü başlangıçta tam olarak kavrayamadıklarını söylüyor. “Anne suçluluğu” ile kariyer tutkusunun çatıştığı bu durumda, kadınlar kendilerine ayıracak zaman bulamamaktan şikayet ediyor.
Ankete katılan annelerin neredeyse yarısının en büyük hayali “sadece dinlenmek ve enerji toplamak” olması, durumu daha da ciddileştiriyor. Y kuşağı anneleri, iş gücü piyasasında ve ebeveynlik rolünde en büyük grubu oluşturuyor. Dolayısıyla, bu gruptaki yaygın tükenmişlik sendromu, bireysel bir sorun olmanın ötesine geçerek toplumsal ve ekonomik bir krize dönüşme potansiyeli taşıyor.
Uzmanlar, annelerin üzerindeki bu yükün hafifletilmemesi durumunda iş yerlerinde verimlilik kaybının artacağı ve kadınların iş gücünden erken çekilme riskinin doğacağı konusunda uyarıyor. Siyaset bilimci Dr. Ana Catalano Weeks, bu görünmeyen emeğin stres ve tükenmişliği artırarak çiftler arasındaki bağı zayıflattığına dikkat çekiyor. Çözüm olarak ise ev içindeki görevlerin sadece fiziksel değil, zihinsel planlama düzeyinde de eşit olarak paylaşılması gerektiği vurgulanıyor.