Bel ve Boyun Fıtıklarının Sebepleri ve İyileştirilmesi

Bel ve boyun fıtıklarının sebepleri nelerdir?

Birçoğunuz sebep olarak şunları söylediniz: “Benim işim çok ağır, belim çok bükülüyor. Boynumu bilgisayar başında öne doğru eğiyorum. Şöyle yapmak zorundayım. Çok ağır yükler taşıdım, çok yorulmuştum, şöyle yaptım…” Bu şekilde bir sürü sebep sıralayabiliriz ama öncelikle buna neden duygu olarak, zihin olarak ihtiyaç duyduk? Bu ihtiyacın sebebini anlayarak bedensel, zihinsel, duygusal şekilde bu konuları iyileştirebilecek yol ve metotlar üretebiliriz.

Öncelikle fiziksel durumdan başlayalım:

Belki düzgün oturamıyordunuz ama düzgün oturamamanızın da bir sebebi vardı; yani sağa sola meyletmek ya da herhangi bir taraftan sürekli aşırı destek almak, bir tarafa doğru yamulmak, yürürken bir tarafa doğru fazladan ağırlık vermek; bunların her bir tanesinin özellikle eril ve dişil enerjilerle büyük bağlantısı var. 

Boyun konusuna bakacak olursak onda da bazen çok ilerde, çok geride, aşırı sağda, solda ya da aynı pozisyonda kalarak duruş ve fiziksel birtakım rahatsızlıklara sebep olundu ise: Boyun sürekli ilerde, o zaman acele ediyorsun ve bu aceleciliğinin sebebinde de aslında bir şeyleri yavaşlatıyorsundur ya da diyelim ki kasılmaların var, o hâlde bu kasılmaların sebebinde de aşırı katılıkların, sertliklerin, boyun eğmezliklerin ya da otoriteye başkaldırı ve isyanların vardır. Bunların uzun süre devam ettiği durumlarda boyun duruş pozisyonları hâliyle bozuluyor ve bu yanlış ağırlık taşımayla, fazla yük yüklenmeyle da fiziksel olarak orada bir boyun fıtığı meydana gelebiliyor.

Bu fıtıkların daha ince sebeplerine bakacak olursak da biliyorsunuz ki bir tane omurgamız var ve bu omurgamızın kenarlarında yaprak yaprak kıkırdaklar ve bunların aralarında da disklerimiz mevcut. Aslında bunlar bir yerde vücudun amortisörleridir; içleri sanki hava ve su dolu baloncuklar. Bunlar ne kadar güçlü basınç altında ise bütün omurganızı o denli dik biçimde yukarıya doğru taşıyabiliyor ve amortisörler görevlerini güzellikle meydana getirebiliyor demektir. Fakat ne zaman ki siz herhangi bir duygu, düşünce ya da aşırı bir stres ile bedendeki suyu, oksijeni herhangi bir alanda çok fazla kullanırsınız ya da alamama sorunundan dolayı yeteri kadar suyunuzu oksijeninizi almazsınız işte o zaman buraya normal kan dolaşımıyla değil de osmoz yoluyla, yani dışarıdan, çok yoğun ortamdan az yoğun ortama suyun, mineralin ve oksijenin girişi ile meydana gelen faaliyet yavaşlar ya da durur. Bu sefer de disklerinizin, baloncuklarınızın içerisine yeteri kadar oksijen, su, mineral, kan buraya giremediğinden burada basınç iyice söner ve bu omurgacıklarınızın içerisinden yaprakların, kıkırdakların içerisinden yumuşadığı için kolaylıkla çıkacak bir hâle gelir ve bu hâldeyken kronik olarak yanlış ve olumsuz hareketler yaptığınızda da kolaylıkla bu kıkırdakların arasından çıkar ve kemikler uzun süre birbirine sürttüğünde de kireçlenmeler, sinir baskılarından dolayı rahatsızlıklar, ağrılar vs. meydana gelebilir.

Dediğimiz gibi içerisindeki suyun, tuzun, mineralin, kanın, oksijenin azalmasından yani buralara enerjiyi az almanızdan kaynaklanır bu durum…

Bu az alma hâli, bir sağından bir de solundan az almak şeklindedir. Eğer dişilden, hayattan yeteri kadar alamazsan ya da bu alanla ilgili kendini ağır bir yük altında hissediyorsan; bu durum madde tarafı ise sol; ruhsal tarafı ise sağ tarafta teşekkül eder. Çok yoğun ve aşırı bir baskı hâlinde, -her omurunun bir duygu düşünce ve bir frekansı da bağlantısı olduğu için ona göre- bir omurun içerisindeki diskin sıvısı azalıyor ve buradan dışarıya doğru bu disk fışkırıyor, patlıyor, çıkıyor ve orada kemikler birbirine zamanla da sürtünerek çeşitli gerek siyatik gerek gece bacak ağrıları, bel ağrıları, sırt ağrıları ve sinir sıkışmasının tetikleyicisi olan çeşitli rahatsızlıklar ve olaylar meydana getirebiliyor.

İşte burada yapılması gereken şey öncelikle vücudunuzun nefes alması, oksijen alması, yeteri kadar su içmeniz, suları tuzlayarak, serum kıvamında bir mineralli su elde edip yeterli miktarda mineraller almanız, vitaminleri almanızdır.

Fakat dediğimiz gibi burada duygusal bir sistem var ki bir bakıyorsunuz normalde hiçbir şey yokken kişi diyor ki: “Bir kilo kaldırdım ya, küçücük bir şeyde de mi böyle oldu?” Çünkü o anda kaldırdığın sadece su, sadece o bardak değildi, bir duyguyu da kaldırıyordun, hatta kaldıramadığın için de aslında orada disk kayması, bir bel fıtığı ya da bir sinir sıkışması yaşayabiliyordun.

İşte bu duygunun sebebi, ağrı eğer beldeyse kendini ağır yük altında hissetmen. Eğer daha yukarılardaysa inatçılığın, boyun eğmezliğin ve hayata karşı dik ve onurlu duruş değil de diklenmendi.

Öyleyse bu onurlu duruşu muhafaza ederken aynı zamanda da hayata diklenmeyi bıraktığında; boyunla ilgili travmalarını, hayatı, aşırı ağır yüklerden oluşan ya da sorumluluklarını doğru yerde, doğru şekilde almadığın için oluşan o bazı alanlardaki fazladan sorumluluk almaya kalkan taraflarını fark edip özgürleştirerek bu alanlardaki yükü, ağırlığı azaltabilirsin.

Öncelikle şuradan baktığımızda, bel de boyun da daha çok sizin arkanız, beliniz, değil mi? Yani geçmişten getirdiğiniz çeşitli olaylar ve durumlar yani geçmişten getirdiğiniz yüklerle ya da bilgilerle direttiğiniz, kendinizi sert tuttuğunuz alanlar.

Özellikle boyun ve bel bölgemizden geçen iki tane çok temel diyeceğimiz organların meridyenleri vardır. Bunlardan bir tanesi safra kesesi meridyeni bir tanesi de mesane meridyenidir. Yani bir tanesi sizin duygularınızın sertlik, katılık durumlarına göre safra kesenizde yoğun taşlar ve diz ağrıları dâhil oluşturabilecek bir durum. Bir tanesi ise sizin hayat içinde kolay akışınızı ve üretkenliğinizi sağlayacak bir şey. Öyleyse hormonal bozuklukların da etkileyebildiği üzere aşırı öfke ve kızgınlıklarla kendinizi sertleştirip katılaştırmak da herhangi bir konuda aşırı tepkisel bir sertlik içinde olmak da bu bölgelerin rahatsızlanmasına, buralarda fıtıklar oluşmasına, sertleşmelere ve tutulmalara sebep olabilmektedir.

Öyleyse önce duygularda yumuşayacağız, hayatın ne kadar güzel ve mükemmel olduğunun farkındalığıyla onu kucaklayarak kendimizi yumuşacık hayatın pamuksu doğasına, akışına bırakacağız.

Nerede aşırı sertlik ve katılık yapıyorsak bileceğiz ki, içeride çok yumuşak olan, alanını koruyamayan bir taraf var. O alanları doğru şekilde, nerede evet nerede hayır diyeceğimizi bilerek kendimizi koruyacağız ki aşırı sertlik ve katılıkla koruma hâlinden özgür kalacağız. Bu tespit ve teşhisleri doğru şekilde yaptığımızda bir bakacağız ki zaten bizi iyileştirecek doğru hekimle de doğru yolla da doğru merhemlerle de buluşmuşuz.

Şifayla buluşmak dileğiyle. Hoşça kalın.

Instagram

Twitter

YouTube

Facebook

Web

Bu makalede öne sürülen fikir ve yaklaşımlar tamamıyla yazarlarının özgün düşünceleridir ve Onedio’nun editöryal politikasını yansıtmayabilir. ©Onedio

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

xxx