İstanbul Deprem Riski: 6 Alternatif Senaryo ile Geleceği Değerlendirildi

İstanbul Deprem Riski: 6 Alternatif Senaryo ile Geleceği Değerlendirildi

2 Haziran 2026 tarihinde Marmara Denizi’nde beklenen büyük İstanbul depremi üzerine tartışmalar devam ederken, Jeoloji Mühendisi Prof. Dr. Osman Bektaş, konuya dair çarpıcı bir analiz sundu. “Ana Marmara Fayı: Büyük Deprem Paradigmasına Alternatif Bir Bakış” başlıklı çalışmasında, depremle ilgili altı farklı senaryo ve kritik tespitlerini paylaştı.

Prof. Dr. Bektaş, olası büyük deprem senaryolarını değerlendirirken şu altı alternatif durumu öne çıkardı:

1. **Kısmi Sürünme (Creep)**: Marmara Denizi’nin oluşumuna etki eden jeolojik süreçler, yer kabuğunun yapısını değiştirmiş olabilir. Bu durum, bazı fay segmentlerinde enerjinin büyük bir kırılma yerine daha küçük depremlerle sönümlenmesine neden olabilir.

2. **Parçalı Kırılma Riski**: Tekirdağ, Orta Marmara, Kumburgaz ve Çınarcık çukurları arasındaki segment sınırları, deprem kırılmasının geniş bir alana yayılmasını zorlaştırarak, çok büyük (megathrust) deprem olasılığını azaltabilir.

3. **Enerji Sönümlenmesi**: Çukurlarda bulunan kalın sediman tabakaları ve kabuğun özgün yapısal özellikleri, muhtemel bir deprem anında enerjinin bir kısmını emerek sönümlenmesine yardımcı olabilir.

4. **Tarihsel Veri Belirsizliği**: Geçmişteki büyük İstanbul depremlerinin büyüklük tahminleri, zayıf zemin koşulları, dayanıksız binalar ve rezonans etkileri nedeniyle belirsizlik içermektedir. Bu verilerin yeniden değerlendirilmesi önemlidir.

5. **Doğu Kesimine Dikkat**: 1912’den bu yana batıdan doğuya doğru bir stres aktarımı ve deprem göçü gözlemlenmektedir. Bu durum, Marmara’nın doğu kesimlerinin daha dikkatle izlenmesi gerektiğini göstermektedir.

6. **Silivri Depremi: Doğal Deney**: 2025 yılında meydana gelen Silivri merkezli M6,2 büyüklüğündeki deprem, Marmara Fayı’nın karakterini anlamak açısından önemli bir doğal deney olarak değerlendirilmektedir.

Prof. Dr. Bektaş, İstanbul’daki en önemli sorunun sadece depremin büyüklüğü değil, aynı zamanda sarsıntının karakteri olduğunu vurguladı. İzmit Fayı ile Marmara Fayı arasındaki farkları inceleyen Bektaş, İzmit Fayı’nın daha sert ve yüksek frekanslı sarsıntılar üretebildiğini, Marmara Fayı’nın ise daha uzun süreli ve düşük frekanslı sarsıntılar oluşturduğunu belirtti. Her iki fayın da aynı büyüklükte deprem üretebilmesine rağmen, yapı farklılıkları nedeniyle binalar üzerindeki yıkıcı etkilerin değişkenlik gösterebileceğine dikkat çekti.

Author: Burak Kaya