Didem Görkay yazdı: Nişantaşı’nın kibri ile Çukurcuma’nın tozu arasında: Masumiyet Müzesi’nde aşkın arkeolojisi

Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi: Bir Başyapıtın İçinden

Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi, sıradan bir imkânsız aşk hikayesinden çok daha fazlası. Bu roman, mülkiyetin, sınıfsal kibrin ve bir adamın vicdanını nesnelerle temize çıkarma çabasının derinliklerine iner. Pamuk, Kemal Basmacı karakteri aracılığıyla, bir kadını sevmek yerine ona ait dünyayı parçalama seçeneğini tercih eden modern bir adamın portresini çizer.

“En Mutlu An”ın trajik bir şekilde zamanın ihanetine dönüşmesiyle başlar roman. Bu cümle, Kemal’in anılarıyla yaşama beceriksizliğini ve mutluluğu ancak kaybettikten sonra anlama yeteneğini yansıtır.

Nişantaşı, Kemal’in yaşadığı semttir ve içinde bulunduğu dünyayı yansıtır. Burası, statü sembolü ve Batılılaşmanın ışıltılı dünyasını temsil eder. Nişantaşı’nda lüks nesneler büyük önem taşır ve zenginliğin gösterişe dayalı olduğu bir ortam vardır. Kemal, kendini bu çevrede hep taklitçi gibi hisseder.

Diğer yandan, Çukurcuma ise Füsun’un dünyasının simgesidir. Bu semt, geleneksel ve unutulmuş İstanbul’un bir yansımasıdır. Burada zaman durmuş gibi hissedilir ve her şey geçmişe doğru bir yolculuğa çıkar. Kemal için Çukurcuma, aşkın gerçek ve samimi olduğu yerdir.

Kemal’in Füsun’a duyduğu saplantı, onun nesneleştirilmesiyle ortaya çıkar. Füsun, onun için bir özne olarak karşısına çıkar, ancak nesneleri onun için ölümsüzleştirir. Bu ikilemin tam ortasında ise Merhamet Apartmanı yükselir; burası aşklarını özgürce yaşadıkları bir adadır.

Pamuk, Masumiyet Müzesi’nde eşyanın sadakatini ve zamanın mekâna dönüştüğü yerdeki anlamını vurgular. Farkındalıkla, aşkın ve geçmişin izlerini bir arada bulunduran bir eserdir bu.